MİKROPLASTİKLER: KENDİLERİ KÜÇÜK ETKİLERİ BÜYÜK

Kaynak: Preview

 

Yeni yazımızda sizi, plastiklerin dünyasındaki görünmez tarafla tanıştırıyoruz: mikroplastikler. Evet, ‘görünmez’ taraf diyoruz çünkü 5 mm ile 1 mikrometre aralığındaki boyutları sebebiyle mikroplastiklerin çıplak gözle fark edilmeleri oldukça güç. Kozmetik ürünlerindeler, şampuan ve sabunlarda, diş macunlarında, deodorantlarda; tekstil ürünlerinde kullanılan polyester, naylon gibi malzemelerde; araç lastiklerinde… Ve tahmin edebileceğimizden de çok daha başka yerlerde. Hadi, konu üzerinde biraz derinleşelim.

 

Kaynak: Science News For Students

 

Gelin, mikroplastiklerin nasıl oluştuğundan başlayalım: Aslında her şeyin başlangıç noktası, çöpe atılan plastikler. Bu plastiklerin birçoğu doğada uzun yıllar çözünemiyorlar, çözünemedikleri gibi zamanla çeşitli etkenler (güneşin cıcaklığı, ışık, oksijen vb.) dolayısıyla küçük parçalara ayrılıyor ve gezegenimizdeki çeşitli yaşam alanlarına karışıyorlar. Mikroplastikleri ikiye ayırmak mümkün: birincil ve ikincil mikroplastikler. İlki, birincil mikroplastikler: küçük olmak üzere üretilen plastiklere deniyor. Örneğin, maskalardaki sentetik iplikler gibi kozmetiklerde bulunan birçok mikroplastik bu kategoriye giriyor. Bir de ikincil mikroplastikler var - büyük materyallerin bölünmesiyle ortaya çıkan plastikler: plastik şişe ve plastik poşet parçaları, fileler, ipler ve hatta sentetik kıyafetlerimizin lifleri.

Düşünün ki, her yıl kıyafet endüstrisinde 70 milyon ton lif kullanılıyor ve bu 70 milyonun %60’ı sentetik. Bu da demek oluyor ki, üretilen kıyafetlerin %60’ı her yıkandığında arkasında doğada uzun yıllar kaybolmamak üzere sayısız mikroplastik bırakıyor. Daha da spesifik olmak gerekirse, bu sayı her bir yıkama başına tam olarak 1900 fiber. Tablo hiç de iç açıcı değil, öyle değil mi?

 

Kaynak: Sourcing Journal

 

Tabii, daha da geniş bir perspektiften baktığımızda, mikroplastiklerin yol açtığı daha pek çok hasardan söz etmek mümkün oluyor. Özellikle sulara karışması çok kolay olan ve karıştıktan sonra kolayca ayrıştırılamayan (su arıtımı yapılırken bile mikroplastiklerden tamamen kurtulmak mümkün olmuyor!) bu minik parçalar sağlığımızı tehdit etmekle kalmıyor, pek çok deniz canlısı tarafından besin sanılıp tüketiliyorlar. Greenpeace Türkiye’nin 2019 tarihli “Türkiye’deki Deniz Canlılarında Mikroplastik Kirliliği” raporuna göre, Türkiye’de incelenen balıkların %44.3’ünde mikroplastik var. Yani yaklaşık olarak her iki balıktan biri mikroplastik içeriyor… Yapılan bir başka araştırmaya göre ise, insanlar yedikleri ve içtikleri sayesinde her hafta bir kredi kartı büyüklüğünde plastik tüketiyorlar.

Kendisi bir biyolog olan Sarah Dudas, “Mikroplastikler Her Yerde” adlı TEDx konuşmasında şöyle diyor: “Bilim insanları olarak yaşam alanları ve çevreye baktığımızda mikroplastiklerin her yerde olduklarını gördük: farklı yaşam alanlarında - tatlı sudan okyanusa, derin denizden Kuzey Kutbuna ve hayvanlara - besin zincirinin en altından ve zooplankton ve balıktan en üste kadar, deniz hayvanları ve hatta bize kadar. Mikroplastikler her yerde ve hayvanlar bu plastikleri yedikçe onlarda olumsuz etkiler yaratabilir. Fiziksel etkileri, tıkama, aşınma yaratabilir veya plastiklerden çıkan veya ortamdaki kimyasallardan ve plastiklere yapışan atıklardan kaynaklanan kimyasal etkiler yaratabilir. Bütün bunların sağlığa olumsuz etkileri olabilir: büyümede ve çoğalmada azalma gibi.”

 

Kaynak: Indie and Isaac

 

Mikroplastiklerin oluşumunu azaltmak için Dudas’ın önerisi, azalt - yeniden kullan - geri dönüştür döngüsünü yaşamın her alanında benimsemek ve uygulamak. Ancak tam da bu noktada kendisi bir ekleme yapıyor ve bu döngüye “reddet” kuralını da ekliyor: “Tek kullanımlık plastiği, ihtiyaç duyulmayan her plastiği reddet, pipetleri reddet, kahve bardaklarını reddet…” Reddedilemiyor mu? O zaman azaltmak gerekiyor. Azaltmak ise, gerçekten ihtiyacımız olmayan plastikleri dikkatlice düşünüp doğal alternatiflere yönelerek mümkün. Azaltılamıyor mu? O zaman çare, yeniden kullanmakta. İşte burada da, kaliteli, dayanıklı ve uzun ömürlü ürünlerin önemini yeniden ve yeniden görüyoruz. Yüksek kaliteli, lüks vintage ürünlerin değerini anlıyoruz, çünkü her biri ‘geleceğe ve doğaya yatırım’ niteliğindeler… Yeniden kullanamıyorsak, hala alternatif var: geri dönüştürmek… Görüyorsunuz, alternatif çok. Önemli olan niyet. Niyetimiz ise çok net: Hızlı modayı yavaşlatmak, az ve öze odaklanmak. Doğrusal düşünce tarzımızdaki birkaç değişiklik ile hepsini mümkün kılabiliriz. Hep birlikte…